.
bali çekmeye yeni yeni başladığımız zamanlardı. Deli gibiydik. okula gitmiyor. yemiyor. içmiyor. bali çekiyorduk. arada bir para bulursak esrar da alıyorduk. ama sarmasını beceremediğimizden, çoğu zaman malı ziyan ediyorduk.. mahallenin abileri vardı, bizde onlara götürüyorduk. onlar yapıştırırken gözlerimizi ayıramazdık. çok basit gözükürdü. nasıl beceremiyorduk?.. aslında baliyi daha çok seviyorduk. iki çektik mi şirazemiz kayıyor, hayale giriyorduk. o kolaydı. bi market veya yumurta poşetiyle işimizi görüyorduk. kötü tarafı kokusuydu. annem anlayacak diye çok korkuyordum…
annemin beni sevmediğini biliyordum. kızgın soba demirini göğsüme bastığında, benden nefret ettiğini de anlamıştım. önemli değildi. bende ondan nefret ediyordum. bazen babamla kavga ederlerdi. babam beni ve kardeşlerimi oturma odasına sokup kapıyı üstümüze kitlerdi. o zaman annemin çığlıklarını duyardım… tokat sesleri, babamın küfürleri, annemin yalvarmaları, kırılan eşyalar... kardeşlerim baba yapma diye kapıyı yumruklardı.. AĞLARLARDI. KORKARLARDI… bana sarılır, sümüklü burunları, salyalı ağızlarıyla öperlerdi. belki sıranın kendilerine geleceğini düşündüklerinden, benim onları koruyacağımı düşünüyorlardı. Belki de annemi kurtarabileceğimi düşünüyorlardı.. iyice sarılırdım onlara.. duvara çarpan yumruklar ve annemin vücudu.. yanaklarımda kardeşlerimin salyaları ve sümükleriyle içimden dua ederdim, babamın annemin kafasını patlatması için...
annemden neden nefret ettiğimi biliyordum. ama onun benden neden nefret ettiğini bilmiyordum. babama benziyordum. bu yüzden diye düşünüyordum... sokakta 20 metreden bali kokumuzu alıyorlardı. ama bir kez olsun annem almamıştı. yada bilmiyorum, bali çekmem hoşuna gidiyordu. böyle ölmemi, öldürmemi veya çekip gitmemi bekliyordu…
“orta okulu bitirdiğimiz günün şerefine okulun bütün camlarını kırmıştık…” Erhan ağbi anlatmıştı bu mezuniyet anısını.. hani göğsünden on iki kurşunla vurularak ölen Erhan ağbi.. büyüyünce ne olmak istiyorsun diye sorduklarında Çamur Erhan olmak istiyorum dediğim Erhan ağbi.. Kim lan bu orospu çocuğu dedikleri Erhan ağbi… Bizde onun gibi yaptık. Orta okulu bitirdiğimiz günün şerefine okulun bütün camlarını kırdık. Lisedeki ilk yılımızda ülkücü, hadepçi, nizamı alemci bütün reis, lider, önder takılan lise sonları bıçakladık... fena çuvallamıştık. on altı yaşındaydık. Polis sikimizin ucundan pipet sokup çıkardığı için bir yıldır işerken ve boşalırken gözyaşı döküyorduk…
boklu sokaklarda geziyorduk. Tek yaptığımız buydu. Ciğerimizin çürüdüğünü hissedebiliyorduk…. okul müdürü yoklama işini ve sınavları halledeceğini söyleyip bizim okula gelmememizi istiyordu. kabul ettik. gitmedik. matbaacılar köprüde bali çektik... ilklerin yeriydi matbaacılar köprü. ilk amcığa girdiğimiz yerdi... Saçları beline kadardı. Simsiyahtı saçları. Selim’in kalafatını sıvazlıyordu. Bizde bi yandan çekiyor, bi yandan sertleşen aletimizle oynayıp onları izliyorduk.. selimin kucağına oturup sürtünüyor, bizi deli ediyordu.. Selim de eteğini kaldırmış aynur’un bal dök yala götünü avuçluyordu. beyaz külot giymişti. Daha fazla izleyemezdik. Daha fazla otuzbir çekemezdik. arkadaşımızın hatununu kucağından aldık. sırayla becerdik Aynur’u.. arkadaşımız ağladı. Aynur ağladı... sonra selim konuşmadı bizimle bi daha. sonra aynuru bulamadık bi daha. pişman değildik. pişman olacak kadar ayık değildik. bulsak birdaha becerirdik. bulamadık. bizde bağlar sinemasına gitmeye başladık. kıyak yer değildi. yol parası bulunca bayrampaşaya, istiklale gidiyorduk. oralarda filmler değişiyordu. bağlarda aylarca aynı filmi veriyorlardı. güzel tarafı iki film birden veya üç film birden diye bi kural bi sınırlama yoktu. filmler akşama kadar oynuyordu ve akşama kadar izleyebiliyordun. sıcaktı. bir döl yatağının üstünde oturup izliyordun ama sıcaktı. bayat döl kokusuna dayanabildiğin müddetçe sorun yoktu. baliler, ekmek arası köfteler, bir buçuk litrelik sular, kolalar... yiyeceğimiz, çekeceğimiz bitene kadar oradaydık. ibnelerde vardı orada. beş milyondu sakso. bazıları bedavaya da yapıyorlardı. iğrençlerdi. yanına oturuyorlar ve ellerini bacaklarının üstünde gezdiriyorlardı. istemediğini söyleyince falçata çekiyorlar, avuçladıkları taşşaklarını ufalayacak gibi sıkıp, pantolonunu indirmen için bağırıyorlardı... insan değillerdi. nefret ediyorduk ibnelerden.. belimizden levye yavrusu tornavidaları çıkarmadan uzaklaşmıyorlardı bizden. ruhları pörsümüş orospu çocuklarının, bok ağızlarının yerine yüzyıllarca elimize patlayabilirdik.
bi kadını düzerken kulağına ne fısıldamam gerektiğini bilemeyecek kadar toydum… dişlerimi dilimle temizliyor, parmaklarımın arasından sümkürüyordum. bir kadın seviyordum. yanağımdaki lekeyi, parmağının ucunu diliyle ıslatıp silen bir kadını… ne annemin beni dövmeyi bırakacağı vardı, ne de babamın annemin kafasını patlatacağı. evden kaçmaya karar vermiştim. bir ay sonra ağlayarak geri döneceğimi hiç düşünmemiştim ama kaçmıştım. kaçarken filmlerdeki gibi arkama dönüp son bir kez bakmamıştım. tek hatırladığım. televizyon açıktı. STV’de, Malkoçoğlu oynuyordu. Duyuyordum; “ENRİCO! ŞEYTANIN PİÇİ KAÇMIŞ!!!”
nedense, ufaktan da olsa gocunmuştum.
.