.
sabah erkenden kalktı
bu gün güzel bi yazı kaleme almalı, dedi
yeni çıkan haftalık edebiyat dergisinde
yayınlanması için akşam olmadan postaya vermeliydi
ve bu sefer kesin yayınlanmalıydı.
musluktan az az akan
buz gibi suyla elini yüzünü yıkadıktan sonra
hemen mutfağa geçti
kıtır tarafını bakkaldan dönerken yediği
dünden kalma yarım ekmeğin arasına
biraz beyaz peynir
birkaç tanede zeytin koydu
çay koyacak vakti yoktu
kuru kuru
ekmek boğazında kala kala
yedi.
yeni aldığı gri siyah noktalı
kumaş pantolonunu çıkardı
kırışmaması için özenle
yatağın üzerine bıraktı
yıkanmaktan
yakaları ve kolları
neredeyse parçalanmış
mavi gömleğini giydi
yeni pantolonu,
askılı kemeriyle bir garip olmuştu ama
neyse deyip geçti.
üstüne kolları yamalı kadife ceketini
giydi
hem kadife hem de kolları yamalıydı
çok hoşuna gidiyordu bu modeller.
en son
boynuna da atkısını sarıp
aynanın karşısına geçip
kendine baktı
saçlarını beğenmedi
iyice karıştırdı
bi kaç günlük sakalın
kendisine yakıştığını düşündü
tamam şimdi oldu deyip
çantasını alıp evden çıktı.
bu gün sessiz olacağını düşündüğü
süs havuzlu belediye parkına doğru
hızlı ve büyük adımlarla yürüdü
bu arada yazacağı konuyu
aklında tasarlamaya çalışıyordu.
sabahın erken bi saati olması
ve iş günü olduğundan
parkta birkaç çocuktan başka
kimseler yoktu
her zaman oturduğu,
dut ağacının altındaki banka doğru yürüdü
dut yoktu ama çocuklar ağaca tırmanmışlardı
önce nazikçe
sonra bi kaç küfür yardımıyla
çocukları kovalayıp
ağacın altındaki banka oturdu
kalemini, defterini çıkardı
yazacağı konuya konsantre oldu
yazısına fransız siyasetçi Talleyrand’nın
“dilin görevi hakikati gizlemektir” sözünden girecek
insanların
ama özellikle insanlık yükünü
omuzlarda taşıyacak olan yazarların
ahlaka sıkı sıkıya sarılmaları gerektiğini
vurgulayarak devam edecek
ahlak, vicdan ve sorumluluk hakkında
bir yazı çıkaracaktı ortaya.
bu tür erdemleri taşımayan yazarlardan,
edebiyattan
sanat ve sanatçıdan
yana olunamayacağını..
sadece boğazımızı doyurmanın
yetmediğini,
bunun yanında
insanlık sorunlarına duyarlı,
bu sorunlara çözüm arayan
kişiler olmamız
gerektiğini..
bomboş yaşamanın
insanlık adına bir şeyler yapmamanın
acizliğini..
insanlarımızı
ağaçlarımızı
kuşlarımızı
sevmemiz ve büyüdüğümüz
yaşadığımız
topraklardan sorumlu olmamız
gerektiğini..
bu erdemleri üzerimize değil
ruhumuza giymeden
insan
olunamayacağını…
tüm bunları kafasında bir sıraya soktuktan sonra
yazmaya başladı
uzunca bi süre yazdı
o yazarken
ayaklarının dibine
küçük bir çocuk düştü
korkuyla,
her zaman oturduğu bankından fırladı
ne olduğunu anlamamıştı
tam önünde
onun gibi askılı kemer takmış
yıkanmaktan
parçalanmış
tiftiklenmiş
modeli öyle olduğu için olmasa da
muhtemelen annesi veya ablasının diktiği
dirsekleri yamalı kazağıyla
karman çorman saçlarıyla
burnundan akan kanı,
sümüğüyle karışmış,
ölmüş gibi yatan çocuk,
nereden gelmişti?
kafasını kaldırıp ağaca baktı
kovaladığı çocuklardan biriydi anlaşılan
o geldiğinde orada kalmış
inmeye de korkmuş
saatlerdir bi şeyler yazan adamın
gitmesini beklemişti
soğuktu
daha fazla dayanamayıp
düşmüştü.
çocuğun yanına yaklaşmaya korktu
ölü gibiydi
hareketsiz yatıyordu
etrafına bakındı
ne çocuğun arkadaşları
nede yardıma gelecek kimse yoktu
etrafa saçılmış kağıtlarını
alelacele toplayıp
çantasına soktu
geldiği gibi
hızlı ve büyük adımlarla
topukladı.
.