Iskaladım !

.
şimdi oturmuş
üşüyen ellerim
ve akan burnumla,
beni yatağa düşüreceğini hissettiğim bir mikropla
demli çay içerek mücadele ederken
eminönü’nden aldığım kulaklığın,
kulaklarımı yakmasına aldırmayıp,
belki yüzlerce şarkısını yüzlerce kez dinlediğim
ve film artistlerinde olduğu gibi
kim olduğunu aklımda tutmayı beceremediğim,
tanıdık ve güzel bişeyler dinlerken,
bir hafta önce izlediğim bi filmde
“en kötü zamanlar, en iyiler gibi her zaman gelip geçer”
lafına takılmayı bi kenara bırakıp.
daha beş tane oluşunun huzuruyla
bir sigara yakarken,
geriye dönüp
benim ıskaladıklarım
ve beni ıskalayan bi şeyleri
farklı senaryolar yazarak
tekrardan hayal etmeye üşenirken,
birileri,
başka birilerinden önce
fuck the world demiş olsalar bile
hayatı siklemek ve siklememek üzerine düşünürken,
hissettiğini tam tamına üç kelimeyle anlatan
bi yorumcu sayesinde
güzel bi adamın yazısını okudum.
ve tam tamına iki kelimeyle “mutlu oldum.”

sonra birinin bana,
yapılan araştırmalarda
dünyanın en mutlu insanlarının
küçük bir ada da,
ilkel şartlarda yaşayan bi kabilenin olduğunu
söyleyişini hatırladım.

o küçük adanın ismi her ne sikimse,
ölçümlerde o kabile
dünyanın en mutlu insanlarından oluşuyordu..
“ada da olduklarından
ve başka insanlarla iletişime girmedikleri için” diyordu…
ve elbet bir gün başka birileri gelip
kafalarına silah dayayacaktı.
ve topraklarına el koyup
onları da kendileri için çalıştıracaktı.
bundan kaçamazlardı.
sonrasında bu mevzu devrime kadar gitmişti..

okuduğum yazıyla bi alakası varmıydı bilmiyorum.
burayı es geçelim,
ama
özlü ve derin sözlerim olmadığı için,
hiç beceremediğim için,
veya aslına bakarsan
hayatımın olduğu gibi
kafamın içindeki her şey birbirine girdiği için,
neyin bi kitaptan
neyin bi şarkıdan
neyin bi filmden
neyin bi arkadaştan
neyin kendimden olduğunun da
artık farkında değilim
ve yine aslına bakarsan
o yazıyı yazan adam
kendisiyle uçmak isteyen hatunlara;
kendisine tutunup yükselebileceklerini,
ama düşerken şikayet etmemeleri gerektiğini
söylüyordu…
evet.
galiba böyle bişey diyordu.
.

Öyle Aman Aman Bi Sikiş Yoktu

.
daha önce söylemiş miydim.
bilmiyorum ama
küçükken evimiz hep patates kokardı.
haftanın dört günü patates..
pehh.
bu yüzden
biraderle anneme küfrederdik hep
büyüdükçe öğrenmiştik.
annem patates sevmiyordu
hatta nefret ediyordu.
anlaşılan,
kızartma kokusu
bir şeylerin üstünü örtüyordu.
öğrendiğimiz buydu…

üzerime bol gelen hayatımda
annemi yine o kokuyla baş başa bırakmaya
karar verdiğimde
bu sefer biraderimde benimleydi.
bol külot,
bol şiir
ve bir gitarla
bol yağmurlu bi gecede
kolları sümüklü
bol gelen kazaklarımızla
yola çıkmıştık.
bu çıkış,
benim ikinci
onun ilk denemesiydi
heycanlı olmalıydı.

biraderin sırtına yapışık yaşadığı gitarı sayesinde
Sait ağbiyle tanışmıştık
tanıştığımızda kahvenin önünde
“allahım sana geliyorum” diyerek
gelen geçen yavrulara laf atıyordu.
sağolsun,
uzun zaman onda takılmamıza ses çıkarmadı.

kaldığımız yer pek büyük bir yer sayılmazdı
aslına bakarsan
evirip çevirmeden söylersek,
kaldığımız yer göt kadardı
ve Sait abi haftanın 4 günü
4 ayrı karıyı düzdüğü için
haftanın 4 günü
sokakta kalıyorduk.
buda bizim penaltımızdı.
belkide gerçekten
allahın hakkı 4’tü.
bu yüzden takılıyorduk diyorum.
çünkü istesekte kalamıyorduk.
ya hem sıçıp hem de yıkandığımız yerde kalacak
yada Sait abi zevkten kaymış gözleriyle
saçları boyalı,
uzun tırnaklı
kalçası titreyen
bütün delikleri açılıp kapanan
domalmış karıları becerirken
döl yağmuruna maruz kalmamak için
ellerimizi yüzümüze siper edip
bi köşede bekleyecektik.
anlaşılan,
tek odalı ev
Sait abiyle daha bi tekti.
öğrendiğimiz buydu…

sait ağbi…

sikişmek üzerine kurulu bi hayat.
tanrının duasını kabul ettiği insan.
yol verdiği
önünü açtığı kul.
yağmur gibi üzerine karı yağan adam.
her türlüsü.
genelde orospusu.

kancıklar,
“bana neden aşkım demiyorsun” diyorlardı ona
o da “sikiyorum yetmiyor mu?” diyordu
Sait ağbiydi o,
o, öyle dedikçe
tek dertleri deliklerini doldurtmak olan kancıklar
daha da çoğaldılar.
Sait abi de affetmedi hiç birini.
hiç boş geçmedi.
ve bir kere olsun
mahsülden bize pay biçmedi…

sonra..
fazla dayanamadık bu sikişlere
Sait abiyi o döl kokan odasında kancıklarıyla baş başa bırakıp
basıp gittik biraderle.
benziyorduk birbirimize
dudaklarımızı büzüştürüp bi ıslık tutturduk
yakışıyordu maceralar bize
cebimizdeki son parayla
girdik gene bi bakkal market kırması dükkana
kaşar ekmek yaptırdık
yalan olmasın
salam da vardı hani.
.