İzabella Beni Anıyor

.
sarışın bi kız vardı.
adı İzabellaydı.
gözleri kahverengiydi.
diğer insanlarınkinden farklı değildi.
ama bi başka bakardı.
koca götlü Zarife’nin evinde
çalıştırdığı hatunlardan biriydi.
ama kesinlikle
kocacım diye inleyen orospulardan değildi.

Zarife’nin evi basıldığında
başka bi şehirde
benden 15 yaş büyük
başka bi sarışını pompalıyordum.
onunsa gözleri maviydi.
İzabella’dan daha pahalıydı.
buna rağmen onun kadar iyi değildi.
yalnızca yalarken veya alırken değil
hiçbir konuda ondan iyi değildi.
dediğim gibi;
Zarife’nin evini polisler basmıştı.
kameralar vardı.
ve bizim mahalleli toplanmış
çıkan karılara küfürler ediyordu.
sarışın üstümde uçarken
ben televizyona yaklaşırken
aklımda sadece onu görmek vardı.
o sarışından başkasıyla hiç düzüşmeden
o eve çok girip çıkmıştım.
şimdi ise,
çıkanların arasında onu görememiştim.
yuhlayıp
bişeyler fırlatan kalabalıkta ise
bizim arkadaşları gördüm.
bir çok kez
o eve birlikte gittiğimiz arkadaşları.
eğleniyor olmalıydılar...

bomba kullanmasak da
bir şekilde patlayan dükkanlardan
patlatılan dükkanlardan,
elimizden bir an evvel çıkan mallardan
ve diğer bilumum şeyden sonra
soluğu Zarife’de alırdık.
bi kutlamaymış gibi düşünün.
bilirdik ki bu para böyle harcanırdı.

gelin koçlarım,
gelin aslanlarım,
ve daha bir çok yırtıcı hayvan ismi
ile karşılardı kapıda bizleri.
bilirdi çünkü yiğit eşkıyalar işten geliyordu.
ve avuçları para dolacaktı...

sofra kurardı bize.
yer içer gülerdik.
zenginlik ve mutluluk arasında
güneş daha çok parlardı..

iki oda olduğundan.
ben İzabellayla bi odaya girerdim.
diğerleri sırayla öteki odayı kullanırdılar.
sözüm geçerdi bu küçük toplulukta
daha kaslı veya pazularım daha şişkin olduğundan değil
tamamen zeka meselesi.
birazda imaj
yada klas.
bu kadar sulanmış beyin arasında,
zorda bişey değil aslında.

bu arada kardeşlerim,
gözlerinin kahverengi olduğunu söylemiş miydim?
inanın bana bir orospu
ancak bu kadar güzel olabilirdi.
bu kadar güzel fısıldayabilir.
veya konuşabilir.
yada bakabilirdi.
.

Çilli Beni Anıyor

.
deresi ve ağaçları olmayan
bi yerde
top peşinde koşmanın dışında
sık sık piknik yapmaya giderdik
sabah erken bi saatte buluşur
öğlene kadar
bakır ve bira kutuları toplar
yaşlı bok çuvalıyla
tartışmamak için
değerinden çok çok az
bi paraya satar
ve elimizdekilerle
göt kadar dükkanında
çikolataların, bisküvilerin ve tombilerin
en dandiğini satan
kocaman gözlükleri olan
bakkala giderdik.

çünkü en aptalları oydu
ve biz atletlerimizi
kollarımızı
kazaklarımızın içlerini
o dandik şeyleriyle doldururken
o bize kağıttan yaptığı külahın içine
bardakla çekirdek koyardı
gülümseyerek teşekkür ettikten sonra
meydana çıkar
büyük bakkalın önünde
bulvar gazetesi için
kimin isteyeceği konusunda
küçük bi tartışmadan sonra
onu da bisküvilerin yanına
kazağın içine sokup
soluğu kahvehanenin
arka penceresinin önünde alırdık

uzunlarından beş on izmarit toplayıp
ceplerimize doldurur
mahalleye geri dönerdik..

bizim binayla
arka taraftaki binanın
arasındaki boşluğa tırmanırdık
çok dardı ve iki kişi yan yana duramazdık
içimizdekileri boşaltır
hepsinin poşetlerini açıp yere serer
piknik erzağımıza yeni bir ortak
çıkmaması için
aceleyle yemeye koyulurduk.

yeme faslı bitince
izmaritleri ateşlerdik.
birimiz bulvardan azgın kadınların
yazdığı hikayeleri okur
diğerlerimiz dinlerdi.
sonra sayfaları paylaşır
aramızda değiş tokuş yapa yapa
ve doya doya
esmerlere
kızıllara
ve sarışınlara bakardık
sonra herkes uzanır
ve herkes başını diğerinin kıçına koyarak
bizim binanın çatısının
zaten dar olan aralığı
iyice daraltmasına aldırmadan
görebildiğimiz kadarıyla yetinip
içimize çekmediğimiz dumanları üfleyerek
gökyüzünü seyrederdik
sanırım hepimiz kadınları düşlerdik.
.