.Hamza diye bir çocuk varmış.
söylediklerine göre tam bir piskopatmış.
aslında köyünden ilk geldiği zamanlar böyle değilmiş.
sonradan sonradan sapıtmış.
iş aradığı günlerde, yüzüne çarpılan üçüncü kapıdan sonra
kendisini bu kahveye atarmış.
o zamanlar önüne atılanları yemekte tereddüt eden,
çekingen,
ürkek,
güvercinler gibiymiş.
kahvenin bir köşesine oturur,
sessiz sedasız,
kaçmak için tetikte bekleyerek,
etrafına bakınarak çayını içermiş…
yaşlı kahveci hala o halini unutamıyormuş.
“iki eliyle bardağı bir tutuşu vardı ki, sorma” diyormuş…
yaşlı kahvecide bu kötü işlere nasıl bulaştığını anlayamamış…
tam olarak her iyinin içindeki kötü değil de,
her meşrunun içindeki gayrimeşru çıkıvermiş ortaya.
ortaya çıkan içindeki piçiyle,
Hamza iş bulamadığı her gün
biraz daha hırçınlaşmış.
sabahlara kadar kahvelerde,
sokaklarda takılmaya başlamış.
cebinde tomar tomar parayla gelip,
kumar oynamaya başlayınca,
kahveci bunun bi işler çevirdiğini anlamış.
birkaç defada uyarmış ama nafile.
“sen karışma babalık” demiş…
kahveci köyüne geri göndermek için çok uğraşmış.
cebine para koymuş.
“çek git buralardan başına bir iş açmadan” demiş.
Hamza her seferinde “tamam” deyip parayı almış.
ama gitmemiş.
parasını geri isteyen kahveciyi de,
yanından ayırmadığı falçatasıyla tehdit etmiş.
dedik ya, eskisi gibi değilmiş artık.
kahveye kendisi gibi arkadaşlarıyla gelip,
hesap ödemeden kalkıyormuş.
her gün hırsızlık, gasp, kavga dövüş haberleri gelir olmuş.
hatta birkaç kerede bıçaklanmış.
zar zor yetiştirmişler hastaneye.
kahvede de huzur bırakmamış senin anlayacağın.
sonunda kahvehaneli bir olup
polise şikayet etmiş bunu.
polis almaya geldiğinde de bir sürü olay çıkmış,
camlar çerçeveler kırılmış.
bunu içeri atmışlar.
birkaç ay yatacakmış.
içerden haber göndermiş yaşlı kahveciye,
“çıkınca kahveni yakıcam, senide öldürücem” diye.
kahveciye,
“ya çıkınca gerçektende bir şey yaparsa sana”
diye soruyorlarmış
kahveci;
“dediğini yapar mı yapar” diyormuş.
“bende tası tarağı toplayıp köyüme yerleşmeye karar verdim…” diyormuş.
“kısmet" diyormuş.
.